Mahzuni’nin Suyayışı

Günışığına yenilmemiş bir salonda “Erenler Cemi’ne her can giremez” diyordu kara gömlekli insanlar. İçlerindeki yaşam arzusu ve tadı ayrı bir huzmeymiş gibi akıyordu. “Oy tabip şu yarayı sar sarabilirsen” derken yürekleri, Mahzuni’nin yüreğine ortaktılar.

Gümüş rengiyle koca bir Zülfikar’a boynunda kın arayan Ali yüzlü bir genç tempo tutuyordu. Bağlamanın telleri nazlı bir titreşimle yoksulluğa ağıt düzüyordu.

Solaryuma girmişçesine esmer kızlar yasaklı ve mahkum sözler geçtikçe sevgileri gözyaşlarının sırrı arasına dökülüyordu; “Ben bugün Şahım’ı gördüm/Elinde Zülfikar gün geceye kalırken/Mahzuni dünyadan göçeyim dedim/Sevdiğimden intizar var.” diyordu.

“Gözlerinin yaşı bana gizlidir.” soluksuz geçişleriyle sesleri biriktirirken Berlin Cemevi’nin bağlama kurslarından yetişen gençler, nice zaman Kilise olarak hizmet vermiş yapının soluğu yenileniyordu. Daha insancıl daha evrensel bir yaşamın kıyıya yaklaştığı belli oluyordu.

“Gökyüzünde yağmur oldum, damlalarım boşu boşuna/Yaşadım boşu boşuna”. Seslenişiyle oluşturduğu intizara dayanamayıp;

Ben Mehdi değilim amma erenler

Bugün ölür yarın yine gelirim.

Ya bir ceylan canda ya bir çiçekte

Değişerek başka sene yine gelirim.” diye yol ağzıyla yanıt arıyor ardından.

Berlin Kültür Haftası’nın özel bir bölümüne dönüşen Mahzuni anması koronun diliyle yeni sesler ve yüzler arıyordu kendine.

“Vakitli vakitsiz çaldılar beni/ Pir aşkına Pir Sultan yoluna/Mahzuni ol diye saldılar beni…” Aleviliğin yaşam kaygıları gütmüş ozan Mahzuni. Alevi kimliğinin yırtıcı sesi olmuş. Sosyal değişimlerin sezgisiyle Aleviler farkına vardıkça kültürün, türkünün yakınlığına O; “Gider Mahzuni gider/Dostlar tavaf eder..” doğru arayışı ile dostlarına elini bırakmaz ancak armağanlar bırakır. Yeterde artar armağanlar hem de.

Türküleri coşkunun esiri etmeye devam eder onu dinlemeye susamış gençleri ve duazı-i imamlara geçer. Gençler peşi sıra semaha durmaya…

Artık onun ölümünü hatırlatan şiirine alışır olduk;

İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir sevetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da


Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Canımı bağladım zülfün teline
Dost beni bıraktı elin diline
Güldü Mahzuni’nin berbat haline
Mervan’ın elinde paralansa da”